EROL ANAR
KöSE YAZILARI
Seni bir kentin flu isiklarina gömerken, beni beyaz
bir gölge gibi takip eden ay isiginda yüzünü
görebilmeyi; aci, umut ve yanlizligimi parça parça
geçtigim yollara dökmeyi ve sana izler birakmayi
isterdim.
Isa`nin yeniden dirilerek müritlerini ziyaret ettigi
sirada, Aziz Tomas`a "sen beni gördügün için iman
ettin. Görmeden iman edenlere ne mutlu!" demesi gibi,
seni görmeden sonsuza dek sana iman ederek yasamayi;
Dünyanin neresinde ,hangi ülkenin hangi kentinde
oldugunu bilmeden, tüm dünyayi bir atin arayicisinin
heyecani, acimasizligi ve ölümsüz hirsiyla hirçinca
dolasmayi, elekten süzülen altin taneciklerine benzer
piriltini aramayi isterdim.
Dünyanin bir ucunda, bes bin yillik fosilleriyüzlerce
kat yerin derinliginden çikarmaya ugrasan bir arkeolog
senin derinliklerinden bana olan sevgiyi çikarabilmeyi;
bir gün tavan arasindan çikardigim esyalarin arasindan
çikan yarisi yirtilmis küçük fotografin avuçlarimin
arasinda kanarken, zamanin o acimasiz kahrediciligini
tüm benligimde benimsemeyive her seye ragmen bir kez
daha aciyla da olsa gülümsemeyi isterdim.
Seni görmede, seninle ilgili hiç bir sey duymadan ama
hep seni düsünerek ve sana nerede ne zaman rastlayacagimi
bilmeden serserice kentin varoslarindadolasmayi; tipki
altini tozlardan ayirir gibi, seni içindeki seni engelleyen
senden ayirmayi ve saf seni elde etmeyi isterdim.
Bir yanardag patlamasini izlerken; lavlarin sicakligi ile
sana olan sevgimin sicakligini kiyaslayabilmeyi; Amazonlarda,
Yagmur ormanlarinda balta girmemis ormanlarda ilerlerken,
karsima çikacagini umarak binbir Güçlükle ormanin en uç
bölgesine dogru yürümeyi isterdim.
Yillar önce terk edilmis viran bir binada, serserilerin arasina
karisarak onlardan birisi olmayi ve üstüne serin adini yazdigim
binlerce kez kanatlanmis duvarlarin dibine seni düsünerek sürekli
uyuklamayi isterdim.
Diyojen gibi bir fiçiya siginarak ömrümü tamamlamayi ve fiçinin
gömüldükçe senin yüzünün aydinligini düsünerek umutlanmayi
isterdim.
SANA MEKTUPLAR
Biliyormusun, seni karsimda hiç bir zaman sen olarak
bulamadim. Aslinda sen yoktun, benim için degil yanlizca,
kendin içinde. Zaten senin temel ve en önemli sorunun
buydu. Hani bir sey görürsün bazen uzaklarda belli
belirsiz bir sey, seklini hiç bir seye benzetemessin. bir
canli, bir esya, bir kutu,bir kus ya da herhangibi bir sey
olabilir. Ama seçemessin; seçemedigin için aslinda hiçbir
seydir o senin için. Iste öyle bir duygu hissettim, her
zaman senin karsinda.. Sen karsimda ya da yanimda
oturuyordun, ama hep uzaklardaydin, dalgindin.
Yanimdaydin ve yoktun.
Bilirsin, insan içinde bir süre yasadigi her ortama ayak
uydurur ve alisir. Insan, önceki boyutu unutur ve sanki
yüzyillardir o an içinde bulundugu ortamda yasiyormus
gibi hisseder kendisini. Ancak alistikça da mutsuzlugu
artar; çevresine, topluma ve kendisine yabancilasir.
Insan kendini nereye ait hisseder? Dogup büyüdügü, o
bin isik yilli uzakta kalan kente mi, yoksa yasamini
sürdürdügü yere mi? Ya da henüz görmedigi, saiirin "Bir
yer var biliyorum, anlatamiyorum." dedigi belirsiz bir
yere mi?
Insan dogup büyüdügü yerden uzaklastikça mutsuzlugu da
artiyor ve sürekli geriye bakarak giderek siliklesen
.bir zamanlar mutlu oldugunu sandigi- günlere özlemi
artiyor. Insanlik tarihi de hep bu arayisin- bir yer var
ya da olmali- arayisin üzerinde yükselmistir. Insanlik tarihi,
hep ileriye, daha güzelin aranmasina yöneliktir. Insan,
tatminsizdir. Içinde bulundugu- kendi tercihiyle de olsa-
hiç bir ortam onu tatmin etmez. Bir süre sonra o ortamdan
sikilir. Ve baska bir arayisa girmek ister. Ancak çogu
insan bunu basaramaz. çünkü, yasamin baglari onu sikica
kusatmistir ve içinde bulundugu ortami terk edemez.
Bu durumda yasam anlamsizlasir ve kisinin mutsuzlugu
katlanarak büyür.Yeni bir arayisa girmek, büyük bir
cesaret ister. Insanlarsa, genellikle yeni zorluklara
gögüs germeyi "belirsiz bir gelecek" ugruna anlamsiz bulur.
Oysa anlamsiz olan, yanlizca simdiki yasantilaridir.
Kendini hiçbir yere ait hissetmedigini, her yerde yabanci
olarak duyumsadigini söylemistin bir gün. Bence bu,
kendini kendine bir yabanci olarak hissediyorsun.
Bu bulundugun yerle ilgili bir sorun degil. Insan, kendisinden
kaçtikca, kendi içine inmekten uzaklastikça, nerede bulunursa
bulunsun kendisine yabancilasacaktir.
Yabancilasma insanin içsel huzurunu ve kendisiyle
barisikliginida ortadan kaldiriyor. Ve insan kendisini
yasama yenilmis hissediyor.
Kendini sürekli yenik hissetmek, herhangi bir seye degil
insanin kendi kendisine yenilmesir, demistim sana.
Ve yenilmeye bir kez yenilirsen, artik hiç bir seyi yenme
sansin yoktur. Kendini yenemeyen insan, hiç bir seyi yenemez.
Amerikali komedyen Milton Berle, " firsat kapinizi
çalmassa... bir kapi yaratin" der. Senin yapman gereken
de bu. Bir kapi yaratman gerekiyor. Açilmayan kapilara,
ileriye dogru yürümelisin. Yeni bir kapi her zaman
yaratabilirsin.
Yasam her zaman güçlü olmayi gerektirir. Tek basina
ayakta kalmak zordur, ama bir kez bunu basarabilirsen
hiç kimse ve hiç bir sey seni yikamayacaktir. Senin de
yapman gereken, kendinden özür dilemen ve yeniden yasam
mücadelesine baslamandir. Insan, yanlizca baskalarina
haksizlik ettiginde degil, kendisine haksizlik ettiginde
de kendisinden özür dilemeyi bilmelidir. bu, insanin
kendisi ile barisik olmasi için çok önemli bir yoldur
|